|
Umut Yavuz tarafından yazıldı
|
Said Nursî açıkça laik devlet düzeni altında kusursuz ve mükemmel bir şekilde Müslüman olunabileceğini görmüştür.. İlginç bir şekilde Nursî, gün gelip de insanların Kur’ân’ın eşsiz güzelliğini anlayacağı ve devlet yapısının kendiliğinden Kur’ân hakikatlerine dönüş yapacağı konusunda Allah’a güven duymaktadır. Fakat o güne kadar, asıl vazife imanlı birer Müslüman olmaktır. Onun problemler karşısındaki yapıcı tutum ve fedakârlığına da her zaman hayranlık duymuşumdur. Onun hakkında incelemelerim sonunda şunun farkına vardım ki; Nursî inanca bağlılık ile değişim arasında muhteşem bir denge kurmuştur. Hıristiyanlar Risâle-i Nur’da bulunan derin hakikatleri detaylıca incelemeli.
|
|
Dr. Veysel Saray tarafından yazıldı
|
Bu kısa tebliğde, fetret kavramının çerçevesi ve Bediüzzaman'ın eserlerinde bu kavrama dahil ettiği insanlar konu edinilmektedir.
İnanç, amel ve düşüncede gerekli prensipleri ortaya koymak suretiyle insanları dünya ve ahiret saadetine ulaştırmayı hedef edinen ilahi kanunlar topluluğundan ibaret olan din, insanları temelde üç ana grupta ele almaktadır: Mü'min, kafir ve münafık. Bunlardan Allah'a karşı isyan, tuğyan ve itirazı içeren kafirlik ve nifakın kalbine yerleştiği insanların akıbetleri yüzlerce nasla açıkça bildirilmiştir.
|
|
Risâle-i Nûr Enstitüsü tarafından yazıldı
|
Medeniyet Nedir ve Başarısı Neyle Ölçülür?
Bediüzzaman, bir medeniyetin sadece bir din, bir bölge veya bir asrın ürünü olamayacağını ancak, umumun malı olabileceğini belirtir. Özellikle medeniyetlerin mehasinlerinin üç kaynağının olduğunu ifade eder:
a. Telâhuk-ı efkar,
b. Semâvi şerayi’,
c. Hâcât-ı zaruriye.
Bediüzzaman, Avrupa medeniyetinin mehasinleri için bu listeye semavî şerayi’ menşeli olmakla beraber, özele doğru vurgu yaparak, hususi bir kaynak daha ilave etmektedir ki, o da “İslami İnkılap”dır. (Sözler, s. 655) “Avrupa’nın en büyük üstadı Endülüs Devlet-i İslamiyesidir.”(Sözler, s. 313) ifadesiyle daha somut ve doğrudan etkinin kaynağını da belirtir. Böylece, genel bu üç kaynak dışında, bazı medeniyetleri hususi olarak etkileyen kaynakların da mevcut olabileceğini ifade etmiş olmaktadır.
|
|
Robert MİRANDA tarafından yazıldı
|
Yakın bir zamanda bir Yeni Asya okuyucusundan dinler arası diyalog konusundaki düşüncelerimi öğrenmek istediğine dair bir mail aldım. Bu sebeple bu haftaki yazımda dinler arası diyalog konusuyla ilgili düşüncelerimi belirtmek istiyorum.
Ben diyaloğun oldukça önemli olduğuna inananlardanım. Diyalog, fikirleri uygulamanın, bir işbirliği oluşturmanın, takım çalışmasına ağırlık vermenin ve farklı fikirleri ve teorileri idrak etmek için farklı metodlar geliştirmenin bir yoludur. Aynı zamanda farklı fikirleri kolektif bir şuur ve kabul ile etkili bir şekilde uygulamaya geçirmeyi sağlar. Şu kadarı var ki; “diyalog” kelimesi farklı insanlar için, farklı mânâlar içerebilmektedir. Diyaloğu dinlerarası bağlamda algılamadan evvel, tarafların önce oturup kendi “diyalog” tanımlamaları üzerinde bir mutabakata varmaları ve buna bir açıklık getirmeleri elzemdir. Bir grup insan diyaloğa girdikleri vakit, kolektif bir şekilde tartışmaya, farklı fikirlerle karşılaşmaya ve herkesin kendi düşünceleri bağlamında cesurca kendini ortaya koyacağı bir ortama hazırlıklı olmalıdırlar. Fikirlerimizin ve bilgilerimizin serbestçe ortaya konulması birbirimizi daha yakından tanımamızı sağlayacaktır.
|
|
Ruhan Asya tarafından yazıldı
|
Bir ilki yaşıyoruz. Türkiye’den kilometrelerce uzakta geçiriyoruz Ramazan’ı. Ama mesafelerin değiştiremediği hakikatler, muhabbet ve uhuvvet, bir cemaate mensup olma nimeti, Türkiye’deki Ramazan’la gelen manevî atmosferi Melbourne’da de yaşatıyor bize. Aylardır heyecanla beklediğimiz bu rahmet ayının bir haftasını geride bıraktık. Saat farkından dolayı, Türkiye’den iki saat önce iftar ediyoruz.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı
|
İlginç bir şahsiyet olduğunda herkes müttefik. Yaşadığı çizgiyi takip edenler, onu samimi ve başarılı buluyorlar. Tüm Hıristiyanlık tarihinde, hakkında en fazla yazılmış çizilmiş Polonya asıllı bu Papanın şimdiye kadar hiçbir şahsî kavga ve tartışmaya girmemiş olması da dikkatleri çekiyor. Deccaliyete tetikçilik yaparak hayatına kastedenleri affetmesi ve onların hapishaneden çıkarılmalarını istemesi, yalnız Katolik âleminin değil, diğer Hıristiyanların da hayranlığına yol açmıştı.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı
|
Müslüman-Hıristiyan diyaloğu zaman içinde önyargıları bertaraf eder. İlmin ilerlemesi ve hürriyetin inkişafıyla tarihin tortuları niteliğindeki yanlışları taraflara gösterir. Zamanı geçmiş ifade, metod ve tartışmaları tecdid eder.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı
|
Bundan 25 sene önce Hıristiyan – Müslüman diyaloğunun sesi yalnızca Roma’dan duyulurdu. Cılız ve sessizce… Avrupa kilisesinin bu istikamette epey mesafe aldığını Kardinal Lehmann ile Kardinal Schönborn’un mesajlarından anlıyoruz. Kilisenin hâdiselere lakayd kalması zaten mümkün değildi. Gecikmeli de olsa tebrike şayan beyanatlar olduğuna inanıyoruz.
|
|
İ.T. ve Connecticut Nur Talebeleri' tarafından yazıldı
|
İslam Amerika'da en hızlı büyüyen din durumunda. 11 Eylül'den sonra beklenildiğinin tam aksine İslam'a karşı alaka gittikçe artıyor İ.T. ve Connecticut Nur Talebeleri'nin hizmet mektubundan;
|
|
Mikail Yaprak tarafından yazıldı
|
Avusturya Ceza Kanununun 283. maddesine göre, kim kamusal alanda toplumsal nizamı bozacak, devlet sınırları içinde bulunan bir ibadethaneye veya dinî bir cemaate veya dininden, ırkından ve soyundan dolayı bir kişiye düşmanca davranmayı körüklerse, iki sene hapis cezasıyla cezalandırılabilir.
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 4 |