|
Dr. Veysel Saray tarafından yazıldı
|
Bu kısa tebliğde, fetret kavramının çerçevesi ve Bediüzzaman'ın eserlerinde bu kavrama dahil ettiği insanlar konu edinilmektedir.
İnanç, amel ve düşüncede gerekli prensipleri ortaya koymak suretiyle insanları dünya ve ahiret saadetine ulaştırmayı hedef edinen ilahi kanunlar topluluğundan ibaret olan din, insanları temelde üç ana grupta ele almaktadır: Mü'min, kafir ve münafık. Bunlardan Allah'a karşı isyan, tuğyan ve itirazı içeren kafirlik ve nifakın kalbine yerleştiği insanların akıbetleri yüzlerce nasla açıkça bildirilmiştir.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı
|
Bundan 25 sene önce Hıristiyan – Müslüman diyaloğunun sesi yalnızca Roma’dan duyulurdu. Cılız ve sessizce… Avrupa kilisesinin bu istikamette epey mesafe aldığını Kardinal Lehmann ile Kardinal Schönborn’un mesajlarından anlıyoruz. Kilisenin hâdiselere lakayd kalması zaten mümkün değildi. Gecikmeli de olsa tebrike şayan beyanatlar olduğuna inanıyoruz.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı
|
Avrupa-Amerika’da onlarca yıl Müslüman-Hıristiyan diyaloğuna hizmet edenlerde ortak bir kanaat oluşmuştur: Diyalog siyaseti sevmediği gibi, resmiyeti de sevmez. Geleneksel düşüncemizin bu hususta da bizi yanıltabileceğini düşünüyoruz. Tarihte, en çok devlet kurmuş millet olarak bilinen Türklerin nazarı devamlı piramidin tepesidir.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı
|
Işık denizine dönüşen Avrupa´da “mukaddes doğuma” hazırlık günlerini görmemezlikten gelmek olur mu? Hristiyanlık dünyasının kilisesindeki hareket, ışık ve heyecanı yok sayması, Avrupalı kendisine karşı hakaret olarak da telakki edebilir. Galiçyalıların temsil ettikleri İkinci Avrupa da Noel´i görmemezlikten gelmeye çalışıyor.
|
|
Şükrü Bulut tarafından yazıldı
|
İman-küfür mücadelesine mevzi bakmak, genellikle insanı yanıltır. Her hadisenin cihanşümul olarak değerlendirildiği bir zamanda, “iman küfür mücadelesi de” elbette ki küresel değerlendirilecektir. Böyle bir değerlendirmede bulunabilmek için, dünyanın her yerinden haber alacak, oradaki hadiseleri takip edecek, dünyanın ücra köşelerindeki iman küfür çatışmasını resimleyecek imkânlara sahip olmayı gerektiriyor.
|
|
Mustafa Özcan tarafından yazıldı
|
İslâm gerçekten de katalizör bir din özelliği taşıyor. Buna ne şüphe! Zira tazeliğini kaybetmemiş en son mesaj. Günümüzde bazı Hıristiyanlar, İslâm’ın bidayetinde Yahudilerin yaptığı gibi kıskançlıklarından dolayı iki dinin ilişkilerine zarar vermeye çalışsalar da Hıristiyanlığın İslâmiyete iktidadan başka seçeneği ve çaresi yok. Son gelişmeler de yakinen bunu göstermiştir. Başörtüsü de bu göstergede kilit bir rol oynuyor. Bu bağlamda, İslâmiyet Hıristiyanlığı da pozitivizmin labirentlerinden kurtaracaktır. Bu istikamette Müslümanlar Hıristiyanlara öncülük ediyorlar. Deccalizm sahih dinin genlerini bozmaya çalışsa da tam olarak muvaffak olamıyor. Onlar da yeniden dinlerine dönmek için İslâmiyet’ten başka dayanak bulamıyorlar.
|
|
İntizam Seyda Durgun tarafından yazıldı
|
"İslâm dünyası ve Batı birbirine uyan hedeflere sahiptir. Batı Peygamber mesajının yaşayan kuvvetini artık ihmal edemez ve görmemezlikten gelemez." "Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda eşit bir kelimeye geliniz: Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim. Ona hiçbir şeyi eş tutmayalım. Allah'ı bırakıp kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın." Al-i İmran Sûresi, âyet: 64.
|
|
Hüdaverdi Adam tarafından yazıldı
|
İslâmiyet, kişilerin hak ve hürriyetleri ile topluluğun dirlik ve düzenini dengeye oturtan ve koruyan bir düzendir. İslâm kelimesinin kökü "silm"dir. Silm çobanların azıklarını hayvanların yemesinden korumaları için koydukları yüksek kayadır ve insanlar oraya merdivenlerle çıkabilirler. Süllem de bu kayalığa çıkmak için ağaçları bağlayarak yaptıkları merdivendir.
|
|
Hüseyin Hatemi tarafından yazıldı
|
I- Giriş: Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Katılıp Katılmaması Sorununa Ortak Bir Genel Cevap Verilebilir:
Yararı varsa neden katılmasın? Zararı varsa niçin katılsın?
|
|
Ali KÖSE tarafından yazıldı
|
Giriş"Ekmek kutsaldır!" derdi babam. Bir yandan yere dökülen ekmek kırıntılarını toplar, bir yandan da "Allah Firavun'un parmak uçlarını yakmayacakmış; çünkü o, ekmek kırıntılarını toplayıp yermiş…" şeklindeki hikayeyi anlatırdı. Kara Davud kitabından mı okuduğunu, yoksa babasından mı duyduğunu hâlâ öğrenemediğim bu hikayeyi zevkle anlatan da, sofraya oturduğu zaman soğanı yumruğuyla ikiye ayırıp çocuğunun önünde çelişki sergileyen de yine aynı babamdı. Acaba neden böyle bir çelişki arz ediyordu babam? Ekmek kutsaldı da soğana ne olmuştu?
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 2 |