|
Ahmed Özdemir tarafından yazıldı
|
Sultan Abdulhamid’in adına izafeten kurulan “Hamidiye Süvari Alayları” zamanında çok tartışıldı. Faydaları ve zararları üzerinde çok şeyler yazıldı. Bediüzzaman ise Hamidiye Alayları’na farklı açılardan baktı. Görüşlerini İstanbul’da bulunduğu yıllarda gazetelerde yazdığı çeşitli makalelerde dile getirdi. Bediüzzaman, doğuda bedevî aşiretlerinin Hamidiye Alayları ile en yüksek bir askerî ve medenî dereceye sevk edildiğini kabul eder.1 Önce süvari alaylarının çıkış amacını ve tarihi seyrini kısaca tanımaya çalışalım.
|
|
Sami Cebeci tarafından yazıldı
|
Van ilindeki Horhor Medresesinde talebe okutmakta iken patlak veren 1. Cihan Savaşı’nda, Bediüzzaman Talebeleriyle birlikte beş bin kişilik bir milis alayının kumandanı olarak harbe iştirak eder. Savaştan önce başladığı İşârâtü’l-İ’câz adındaki tefsirin birinci cildini cephede savaşırken tamamlar.
|
|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
–Cumartesi`den devam–
Yazı serisinin bu bölümünde, 1915`te Bitlis ve çevresinde yaşanan Osmanlı-Rus harbindeki mühim hadiselere yakinen şahit olmuş kimselerin dilinden ve kaleminden tesbit edebildiğimiz hatıraları yayınlıyoruz. 1996 senesinde Hizan`a gidip bizzat görüştüğümüz 90 küsur yaşındaki Hacı Şamil Tarhan`ın anlattıklarından başlayalım.
|
|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Nurs köyüne ailecek yaptığımız ziyaretin üzerinden tam on yıl geçti. Yine böyle bir Temmuz ayının sonlarında gitmiş o nurlu diyara. Aradan geçen bunca zaman zarfında, o köyün mübarek insanlarıyla irtibatımız hiç kesilmedi. Devamlı şekilde görüşüyor, haberleşiyoruz onlarla.
|
|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Hayli zamandır, insanlarımız neticesi meşkûk (şek'li, şüpheli) birtakım gündem maddeleriyle meşgul ediliyor.
Evlerden, kahve köşeşelerinden, tâ Meclis zeminine kadar hemen her ortamda tartışmaya açılan bu maddelerin biri bitmeden, bir diğeri devreye sokuluyor.
|
|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Son seyahatini ağır hasta vaziyette Urfa`ya yapan Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960`ta bu mübarek şehirde vefat etti.
Mezar yerine yapılan `yoğun ziyaret`ten rahatsız olan 27 Mayıs cuntası, bir gece yarısı (12 Temmuz) mezarı açtırarak Said Nursi`nin naaşını uçakla bir meçhule götürdü.
|
|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Hayatındaki harikalıkları ve başına gelen olağanüstü halleri mümkün mertebe gizlemeye, yahut perdelemeye çalışan Bediüzzaman Said Nursi, iradesi dışında gelişen bu harikuladeliklere uzun yıllar kendisinin de hayret ettiğini beyan ediyor. Yetmiş-seksen senelik ömrünün sonunda—Cenab-ı Hakk`ın inayetiyle—bu işin hikmetini bir derece öğrendiğini ifade eden Üstad Bediüzzaman, kaleme aldığı uzunca bir mektubunda, yaşamış olduğu o harika hallerden birkaç tanesini nümune kabilinden zikrederek hikmetlerini gayet veciz ve manidar şekilde izah ediyor. (Bkz: Emirdağ Lahikası, 311-314. Aynı mektup, ehemmiyetine binaen Nur Aleminin Bir Anahtarı isimli eserin de sonuna derc edilmiş.)
|
|
Mustafa Özcan tarafından yazıldı
|
`HİCAZ`DAKİ dini perestroika` yazısının birçok tedaileri oldu. Bu makamda Bediüzzaman`ın bir sözü aklıma düştü yeniden: `İmânı kurtarmak ve Kur`ân`a hizmet için, Mekke`de olsam da buraya gelmek lâzımdı; çünkü, en ziyâde burada ihtiyaç var... (Tarihçe-i Hayat, Sayfa 441)`
|
|
Mustafa Öztürkçü tarafından yazıldı
|
Nursî hânedanının neseb ve sülâlesi ile alâkalı olarak anlatılan hâtıra ve telakkilerden bazıları şöyledir: Bediüzzaman Hazretlerine “Hânedan” olarak Emirdağ’da yıllarca hizmet etme bahtiyarlığına eren Emirdağlı Çalışkan Ailesinden Mehmed Çalışkan bir hatırasında şunları anlatır:
|
|
M.Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Muhtelif mahfillerde konuşulup tartışılan konulardan biri de, Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin aslen seyyid olup olmadığı hususudur.
Üstad Bediüzzaman, 1923'ten evvel "Kürdî", bu tarihten sonra ise "Nursî" lâkabını kullanmıştır.
Hz. Üstad, bunların dışında da imza yerinde bazı lâkap ve ünvanları kullanmıştır: Molla Said, Mehmed Said, Ebu Lâşey, Garibuzzaman, Sin Ayn, vesaire...
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 3 |