|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Birinci Meşrutiyetin askıya alınmasından itibaren Sultan II. Abdülhamid`e karşı şiddetli bir muhalefet hareketi başlar.
Bu hareketin içinde yer alan aykırı ve başıbozuk tiplerin yanı sıra, tanınmış değerli birçok şahsiyet de var: Namık Kemal, Ziya Paşa, Gazi Ahmed Muhtar Paşa, Resneli Niyazi Bey, Enver Bey, Said Halim Paşa, Mustafa Sabri Efendi, Süleyman Nazif, Rıza Tevfik, Babanzade Ahmed Naim, Mehmed Akif, Bediüzzaman Said Nursi gibi...
|
|
Ali Ferşadoğlu tarafından yazıldı
|
Osmanlı, tarih sahnesinden çekilip Türkiye Cumhuriyeti kurulunca, ilk dönem despot, müstebit idâreciler, milletimizi İslâm irfânından koparıp Batı kültürüne entegre etme projelerini “ilke ve inkılâplarla” sahnelemeye başlar.
Bu uygulamalar, 1925’lerde tekke, zâviye ve medreselerin kapatılması ve okullardan din derslerinin kaldırılması ile başlatılır.
|
|
Ali Ferşadoğlu tarafından yazıldı
|
Kimileri ötede beride Bediüzaman Said Nursî hayatta olsaydı, filan partiye oy verirdi, diye yazıyor, konuşuyor. Önce şu tesbiti yapalım:
Bediüzzaman eserleriyle hayattadır ve hangi partiye oy verdiğini ve vereceğini yazmış, fiilen göstermiş ve sözlü olarak da izah etmiş.
|
|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Son yüz yıllık tarihimize damgasını vuran Üstad Bediüzzaman`a dost görünmek, eserleri olan Risâle–i Nur`a sahip çıkmak, öyle her babayiğidin yapacağı işlerden değildir.
Bazı hükümetler döneminde ve özellikle firavunlaşmış bazı frenkmeşreplerin nazarında terörden bile daha tehlikeli, daha sakıncalı bulunan Risâle–i Nur hareketini savunmak, yahut sahiplenmek için, elbette ki yürek ister, cesaret ister.
|
|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Makbul bir insan, akıllı düşmanından çok, ahmak dostlarından zarar görür.
Ulvî, kudsî dâvâlar için de aynı durum geçerli.
Bugünlerde vefatının 90. yıldönümü vesilesiyle rahmetle andığımız Sultan II. Abdülhamid, hakikaten hem makbul bir şahsiyet idi, hem de bütün gayesi ulvî, kudsî olan İslâm dâvâsına hizmet etmekti.
|
|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Bir tarihî hadiseyi doğru anlayıp sıhhatli bir şekilde yorumlayabilmek için, evvelâ o hadise ile ilgili bilgilerin tamamına, hiç olmazsa ekserisine vâkıf olmak gerekiyor. Aksi halde hem yanılır, hem de yanıltırız ki, başkasını yanıltmanın vebâli bâzan çok ağır olur.
|
|
M. Lâtif Salihoğlu tarafından yazıldı
|
Sultan Abdulhamid'in zâtında iyi bir insan olduğuna, Üstad Bediüzzaman'ın tâbiriyle "şefkatli sultan" ve hatta "padişahlar arasında veli bir şahsiset" olduğuna bizler de kanaat getiriyoruz. Bu ciheti itibariyle ona karşı herhangi bir tenkidimiz, itirazımız söz konusu değil.
|
|
Alev Erkilet tarafından yazıldı
|
Bediüzzaman Said Nursi'nin Kur'an temelinde geliştirdiği düşünce sistemi, kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmekten ve sosyal bilimler açısından analitik biçimde ele alınmaktan ziyade, belirli ana temalar etrafında işlenmiştir. Bu ana temalardan biri de bilim-din ilişkisidir. Genel kabul, Bediüzzaman'ın bilimle-dinin çelişik olmadığını kabul ve İslami bilgilerin Batı biliminin bulguları ile çelişmediğini iddia ettiği yönündedir. Bizim burada altını çizmek istediğimiz husus ise, Bediüzzaman'ın düşünce sistematiği açısından bu çelişmezlik ilkesinin bu denli genellenmesinin doğru olmadığıdır.
|
|
Muhammed Said Ramazan el-Bûtî tarafından yazıldı
|
Bu tebliğimde şu noktalar üzerinde duracağım:
1- Büyük İslam davetçisi Bediüzzaman’ı hayatının ilk dönemlerinde siyasî faaliyet ve mücadelelerin içerisine iten faktörler nelerdir?
2- Daha sonra onu siyasetten vazgeçirip, siyaset üstü bir tavır takındıran faktörler nelerdir?
3- İkinci tutum daha sağlıklı ve yararlı olduğuna göre, bu, bir sistem ve yönetim biçimi olarak İslam’ın siyasetle alakasının bulunmadığı anlamına gelir mi? Bu büyük davetçinin tecrübesinden günümüz için nasıl bir ders çıkarabiliriz?
|
|
Ümit Alparslan tarafından yazıldı
|
II. Abdülhamid’den DP dönemine kadar siyasi ve toplumsal değişimlerde yer alan, gözlemleyen, tepki koyup yol gösteren Bediüzzaman’ın siyaset görüşünü “euzubillahimineşşeytani ve’s siyase” ile özdeşleştirmek mümkün müdür? Bu prensip kimler için, hangi ortamda geçerlidir? Bediüzzaman, “takiyye” yaptığı için mi siyasetten uzaklaşmıştır? Nurcular bir siyasi partide yer alabilir mi? Açıktan siyasi tercihlerini ne zaman açıklayabilirler? Nurcular veya Nurcu olmayan dindarlar siyaset alanına girmemeli midir? Dindarlar ne şartlarda nasıl siyaset yapmalıdır?
|
|
|